Blog/Ekonomi/

Sektör Standardı Yaratmak Üzerine Bir Yazı…

13.08.2025·Ekonomi·4 dk okuma
YAZAR
Paylaş

Bugün sizlerle bir tüketici iç görüsünden yola çıkarak nasıl sektör standardı haline gelen bir ürün yarattığımı ve bundan yola çıkarak ürün yaratma metodolojisiyle ilgili öne çıkan bazı noktaları paylaşacağım.

Sektör Standardı Yaratmak Üzerine Bir Yazı…

Sanal Kart kullanıyor musunuz? Peki ya limit ayarlarını kartla harcama yaparken arttırıp sonra sıfırlayanlardan mısınız? Ya da her dem üzülmeyeceğiniz kadar ufak bir limit mi tutuyorsunuz kartınızda? Bu yazımda, günümüzde her bankanın sunduğu artık sıradan sektör standardı haline gelmiş olan bu özelliğin hikayesini anlatacağım. Çünkü, tevazuya gerek yok, bu özelliği bulan ve pazara sunan ürün yöneticisi benim. 

Evet, 90’ların sonu, 2000’li yılların başındayız. Dot.com rüzgarı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de güçlü esiyor. Her gün yeni reklamlar çıkıyor, Banu Alkan internet hizmet sağlayıcısı İxir’in reklamlarında oynuyor, yerli Amazon Deppo e-ticaret platformu olarak ortaya çıkıyor, Migros ilk Sanal Market denemelerini yapıyordu. Ben o sırada Türkiye’nin gözde bankalarından Pamukbank’ta Ürün Müdürüydüm. Banka son derece yenilikçi, kredi kartları o dönem her bankanın amiral gemisi ürünü, bankalar her yenilikte “ilk” olmak için çetin bir yarış halinde…

Bizim banka da sanal kartı piyasa süren ilk 3 bankadan biri olmayı hedefliyor. Proje bir arkadaşımıza verilmiş ama bu arkadaşımız kurumsal düzenden sıkılıp daha projenin başlarındayken işten ayrılmıştı. O dönem Bireysel Bankacılık Bölüm Başkanımız Sertaç Özinal, elinde ayrılan arkadaşımızın dosyası, kartı çıkarma işini bana vermişti. Biz tabii bu harala gürelede piyasaya yeni kartı sürene kadar diğer bankalar ürünü çıkardı. İlk olamadık, treni makul bir yerde yakalamak için harıl harıl çalışıyoruz.

O sırada benim elimde bir büyük proje daha var: Ek Kart projesi. Burada ek kartın limit yönetimini özgürleştirerek, belli yetkiler çerçevesinde ana kart sahibine vermek istiyoruz. Ben IT bölümüyle onu çalışıyorum. Onlar kendi mimari yapılarında ana karta “master”, ek karta da “slave” diyorlar. Projemizde ana kart sahibi yılda 4 defa ek kart limitini kendi belirleyebiliyor. O yıllar enflasyon (yine) yüksek, limit ihtiyaçları yıl içinde artıyor, biz yetkiyi kart sahibine verirsek bankanın üzerinden ciddi bir operasyonel yük kalkacak.

Neyse, bu sanal kart projesi de bana verilince ilk iş, o dönem çalıştığımız Veri Araştırma’ya  bir pazar araştırması yaptırdım. Seminerlerimde hep söylerim, işe her zaman müşteriyi ve ihtiyaçları anlamaktan başlamak lazım. Anket sonuçları, diğer bankalarda  kullanıcıların güvenlik endişesi nedeniyle sanal kartları kullanmaktan çekindiklerini ortaya koydu. Oysa biz kartı çıkarmak ve bu internet furyasında kullandırtmak istiyoruz. Aklıma bir fikir geldi: biz sistemde fiziksel kartı “master” olarak tanımlasak, sanal kartı da “slave” olarak ona bağlasak olur muydu? Hatta bir adım ileriye gitsek, ek kart projesindeki gibi, kart sahibi limitini ihtiyaç duydukça artırsa, alışverişten sonra da sıfıra indirse ve böylece kartı olur da başkalarının eline geçerse kullanılamasa? Hatta daha da ileri gitsek ve bu değişiklik hakkını sınırlamadan versek? Yani günde, haftada, ayda istediği kadar limiti yükseltip azaltabilse? Evreka! Aradığım fikri bulmuştum.

Hemen soluğu IT’de, kart yazılımlarının tümünün başında bulunan İbrahim Osmanoğlu’nun yanında aldım. İbrahim bey ve ekibi o dönem Schlumberger’nin dünya genelinde pek çok bankada kullanılan kredi kartı yönetim yazılımı Cardpac’in piri olmuşlar, buna yaptıkları dahiyane eklerle puan ve mil puan özellikleri getirmişler, taksit özelliği eklemişler, öyle ki bu yapılan “yamalara”, nasıl yapılmış diye ana merkezden Schlumberger ekibi yurt dışından bizim bankaya geliyor, ekipten bu ekleri nasıl yaptıklarını anlamaya çalışıyor… İbrahim Bey’e konuyu anlattım, kart limitini belirleme işini kart sahibine verebilir miyiz dedim. Veririz dedi. Sınırsız sayıda değişiklik yapmasına olanak sağlayabilir miyiz dedim. Sağlarız dedi. Peki limitini sıfır dahi yapabilirler mi dedim. Yaptırırız dedi. 

IT ortaya koyduğum tanım uyarınca sanal kart geliştirmesini kısa sürede tamamladı ve ürünü piyasaya sürdük. Aradan çeyrek yüzyıl geçti. Pamukbank ne yazık ki Türk bankacılık sahnesinden silindi. Teknoloji defalarca değişti. Ama temelini sağlam bir tüketici iş görüsünden alan bu özellik 25 yıl sonra hala güncelliğini koruyor ve bankacılıkta bir standart haline geldi. Kariyerimin en gurur duyduğum başarılarından biridir bu.  

Evet, belki sizin de kullandığınız bu özelliğin ortaya çıkış hikayesi böyle. Gelelim kıssadan hisseye… Benim burada paylaşmak istediğim prensipler bugün de aynen geçerliliğini koruyor:
1- Müşterini doğru tanımla
2- Müşteri ihtiyaçlarını çok iyi tanı, ürün ve hizmetlerini tasarlarken hep müşteri ihtiyacını ön planda tut
3- İç koordinasyon önemli: şirketteki farklı birimler ne kadar uyumlu çalışırlarsa, sonuç o kadar hızlı ve başarılı oluyor 
4- Kalıcı olanlar “ilk” veya “en” olanlar değil, doğru ihtiyaca hizmet eden çözümler

E peki biz bunu kendi alanımızda nasıl hayata geçireceğiz diyorsanız… Onun için de ben ve Platin Yaka’daki arkadaşlarım size, işinize özel çözümler için, on yıllara dayanan tecrübemizi ortaya koymaya hazırız. Platin Yaka’da sayfamı ziyaret edebilir, bir tanışma görüşmesi için randevu alabilirsiniz. Eğer teknoloji girişimiyseniz, kısıtlı kaynaklarınızla iş yapmanıza destek olmak amacıyla indirim kuponu tanımladım, bana Linkedin’den yazıp kuponunuzu isteyebilirsiniz.

Ekonomi2025